14.1.12

Oriental express*

Side, Antalya --not Egypt
Eylül 2009 September
Gölgedeki devenin rahatlığını kıskanma hakkım yok biliyorum sevgili bloğum, çünkü ben de rahat sayılırım, sırtıma binen yok gibi bir şey. Gölgedeki deve sanıyorum en kıdemlileriydi.
/
Oriental English version: I have no right to envy the camel on the shadow, my dear blough, cause i have my own comfort, no one to carry on my back --sort of. I guess the camel on the shadow was the senior one.

* Bu fotonun benim için anlamı cefakâr Canon Eos 50'mle çekilen son fotoğraf demetinden çıkan en hasarsız parça olmasıdır. Seni hep sevgiyle, bazen de içkiyle anıyorum Canan'ım Canon'um.

13.1.12

Fleşbek (alttan devam)

Yine bir yaz Dubrovnik'teyim. Çevresinde 200 kadar ada olduğunu öğreniyorum. Hepsi de ortaçağdan bugüne ortaçağı yaşıyor. Ortaçağ dokusu her yerde korunduğundan sinirim bozuluyor. Adalar da, çektiğim fotoğraflar da birbirine benziyor, bu nedenle kesin bilgi veremiyorum sevgili bloğum. Ama doğası muhteşem diyebilirim. Denizi çok temiz ve tuzu az, su bulamazsam içerim diyorum ama bir şekilde su buluyorum neyse ki. 

Dalmaçya, Kotor körfezi, 2009, Dalmatia

Fleşbek

2009 yazı. Henüz maaşımın olduğu dönemler üzerimize afiyet. Yıllık iznimde Dubrovnik'e gittiğim bir yıl. Bakıyorum her yer turist, çoğunluk Ruslar, İtalyanlar, yer yer İngilizler, Türkler (Türkiyeli beyaz adamlar), tabii ki Japonlar, belki varsa Laponlar... Herkes dağılmış fotoğraf çekiyor. Deklanşörler çatır çatır, flaşlar şıkır şıkır... Birden nazlı deklanşorayım teklemeye başlıyor, üzülüyorum ama belli etmemeye çalışıyorum.


Tutturabildiğim fotoğraflardan biri.
Dubrovnik merkez, Kravatistan, 2009, Croatia


Çocukluğumda korsan gemisine* bineceksin deseler, "ben mi?" derdim. 
*Karaka: 15-16. yüzyılda kullanılan bir savaş gemisi. Bizim korsan gemimiz de bunlardan biri örnek alınarak inşa edilmiş büyük bir gezinti teknesiydi. 

28.12.11

Atılan Türk

Lefkoşa, Kasım 2010 November
Yine bir gün Kıbrıs'tayım, kartpostallara bakıyorum. Renk renk, çeşit çeşit, Türklü türklü... Heyecandan atılıp deklanşöre basmışım.

Kayıtlara geçsin: İki köprülü İstanbul*

Kasım 2010, uçuyorum / November 2010, flying
Yükselen Türk söylemi, yoksa Uçan Hollandalı'ya bir nazire mi idi sevgili bloğum? O gün yükseldikçe aklıma geldi. Yanılıyor muyum olabilir miyim? Biri bana ateş düşürücü versin. 

*Istanbul with two bridges, for the record...


7.12.11

Poh* shit!

Piknik otobüsü, Kemerburgaz, Eylül 2011
* [TR] Bok: İnsanın içinden çıkan en saf katı madde, şey.
/
Shit: Purest solid material or thing that comes out of a human.

Sincabı bulun / Find the squirrel

Kemerburgaz, Nisan 2011
Bu fotoğraf çok zor çekildi hatırlıyorum da... Hiperaktif, gerçekten fındıkkıran bir sincap ve sürekli boşa zumlayan bir ben.
/
This one was so hard to shoot. A hyperactive, literally nutcracker squirrel and me zooming for nothing all the time.

Pontin'in hikâyesi / Pontin's story*

Ayvalık, Eylül 2006
* Böyle bir hikâye yok sevgili bloğum, aslında vardır da ben bilmiyorumdur. 
Telefon numarasının son iki hanesini, ıskarta çoktan satılmıştır diye sildim, iyi oldu bence.
/
There's no such story my dear blogue, actually i am sure there is but i don't know. 
Erased last two digits of the phone number, this way it is better now.

18.11.11

Taşınmak / Moving

Arnavutköy, 2009

Fulya, 2009

Taşınmak herkesin harcı değil, benim değil mesela. O yüzden oturduğum yerde kalacağım olabildiği kadar. Taşınanları* hep takdir edeceğim, izleyeceğim, alkışlayacağım, ama taşınmayacağım.
/
Moving is not for everyone else. That's why i will stay where i am, as long as i can. The movers* will be admired, hailed and watched by me, but will not be joined. 

*Benim sevgili taşınan arkadaşlarım, taşındıkları evlerinde mutlu mesut hayatlarına devam ediyorlar, neredeyse iki yıldırBir daha taşınırlar mı bilmiyorum.
*The movers are my innocent friends: They are living happily ever after in their beautiful homes for more than two years. I don't know if they'll ever move again.


4.11.11

O kadar da simetrik değil serisi: Barcelona / Not that symmetrical

Barcelona Katedrali, 2005
Allah mı bizi yarattı, biz mi allahı yarattık sevgili bloğum? Buna en iyi cevabı Thomas Hobbes vermiştir belki de. Ama allah mı yarattı demeden çektiğim bazı fotoğraflar* oldu. En sevdiklerimden biri buydu. Çünkü simetrik dünya görüşümü yansıtan en iyi ürünümdü. Bakış açımı da değiştirdi; siyah-beyaz görmüyor oluşumuzun bir eksiklik olduğunu düşünmeye başladım. Hâlâ mı öyle düşünüyorum? Efendim?
/
Nonsymmetric English version: Did god create us, or, did we create god? Maybe Thomas Hobbes can answer this, my dear blog. But i did shoot some without questioning. Reflecting my symmetrical world view, this one is my favorite. And it made me think that, it is almost a shame that we don't see black&white. Do i still think that way? Who?

*hadi onlara fotoğraf diyelim en iyi ihtimaliyle.


14.10.11

Bisiklet öldürür / Bicycle Safety*


Bir istisna olarak fotoğraf olmayan ve bana ait olmayan bir yapıma blogumda yer vermeye karar verdim sevgili bloğum. Edward Everett Horton'un 1963 yapımı bu eğitici kısa filmi Maymunlar Cehennemi'ne göz kırparken, Doğru Ahmet'e selam çakıyor, bisikleti kuralına uygun sürmeyen çocukların başına neler gelebileceğini gözler önüne seriyor. 
Hep beraber izleyelim.
/
Copy&paste English version: A group of children, all wearing ape masks, rides their bicycles to the park for a picnic. Along the way, all but one are eliminated for violating basic bike safety rules. This strange film (1963) was narrated by Edward Everett Horton. 
Let's watch and shiver together.


*Kaynak / source: http://www.archive.org
** This is an exceptional situation for giving a place to a non-photographic work of third parties.



24.9.11

Pastoralize / Pastoralized*


Bilgisayar arşivinin tozlanması mümkün olmayan klasörlerinden blogumun soğuk sayfalarına kopyalanan bir sözde İstanbul romantizmi... Kuzuların, koyunların melediği, alabildiğine çimenlerin olduğu, o kuzuların, koyunların o çimenlerde otladığı, siyah-beyaz, deniz manzaralı bir İstanbul. Adres göstermek gerekirse, Anadolu Kavağı sırtları, Yoros Kalesi etekleri. Tarih vermem istenirse: Haziran 2005. 
/
*The pastoral English version: This is an unusual frame of Istanbul, full of so-called romanticism with meadows, sheeps, black and white sea panorama that pretends to be from 1965, but from June 2005. The location is; hills of the Anatolian Kavak (Anadolu Kavagi) and foots of the Byzantine castle, Yoros.

13.9.11

Kan, ter ve emeklilik

Gündoğan'dan Emekli ve Ter
Emekliliğime 14 yıl olduğunu öğrendim geçen gün, sevgili blogum. Bu 2025 demek. 2023+2 demek. Boşa giden onca ter, onca kan, onca yemek ve emek demek. 

12.9.11

Narsist* / Narcissos*

Ha nar ha alien yumurtası... Ama renkli olunca ayırt etmesi daha kolay.
You can differ pomegranate from alien egg by their colours.

*Narcılık. Kendini öyle sevmek ki, başkalarını bile, narı bile sevdiğini sanmak. Ben kendimi bu kadar seviyorken, herkes de beni sevsincilik (bakın ben sevdimcilik). Çarşıda beni bulamazsın bir taneyimcilik, her yere gelemem o kadar çok [bin tane] değilimcilik.
/
*Psychedelic English version: Loving yourself too much, that you think you even love others [people], even narcissos. Loving myself this much, anyone [even everyone] should love me. 
They do. Must.

Hipnozla English


Her koşulda ve düzeyde İngilizce öğrenmenin önemini hâlâ anlamayanlar kafalarını şöyle bir kaldırsın, baksın. Çünkü artık herhangi bir apartmanın üçüncü katında, hipnozla İngilizce hizmeti ayağınıza kadar düşmüş durumda. Hipnozla herşey mümkün.

6.9.11

Yanlış gelmeyin


Bodrum Kalesi, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi girişi. 
Levhayı okuyunca bütün beklentilerim sualtına düştü.

Sütun olmak



Yine bir gün Bodrum Kalesi'ndeyim. Etrafım sütun gibi bacaklar ve sütun gibi olmak isteyen insanlarla dolu. Baktım güneş de tepemde, bastım deklanşöre.

İsim şehir hayvan bitki




Bodrum Kalesi'nin kaktüsleri. Tuba, Pınar, Yaşar...

3.9.11

Olmayana ergi* / Reductio ad absurdum

Kral Mausolos adına karısı ve kız kardeşi Artemisia tarafından Halikarnassos'da
yaptırılan anıt mezar (ya da Halikarnassos Mozolesi),
antikçağda dünyanın yedi harikasından biri sayılıyormuş.
Mozolenin 1521'den bu yana öne sürülen görünümleri (en bilinen 34'ü).
Mozolenin kabartmalarının alçı kopyaları ve geriye kalan
mimari kalıntıların bir bölümü.
Gittiğimde yuvarlak masa şövalyeleri çoktan dağılmıştı.
Çok özetle; 12. yüzyılda yaşamış Piskopos Eustathios'un mozoleyi son ayakta görenlerden olduğu söyleniyor. 1402'de Saint Jean şövalyeleri Bodrum'a geldiklerinde, -büyük olasılık depremle- yıkılmış anıtın taşlarını sökerek Bodrum Kalesi'nde kullanıyor. Aradan dört yüz yıldan fazla zaman geçiyor. Lord Stratford Canning (Türkiye'de bulunan İngiltere Büyükelçisi), 1846 yılında Padişah Abdülmecit'ten aldığı izinle Bodrum Kalesi'nin duvarlarındaki Mausoleion kabartmalarını Londra'ya götürüyor. Birkaç yıl daha geçiyor. İngiliz araştırmacı Newton, 1856-1857 yıllarındaki kazı sırasında bulduğu kabartmaları, Mausolos ve Artemisia'nın heykellerini, dört atlı arabanın parçalarını British Museum'a taşıyor.

British Museum'a gidemeyenler, anıttan geriye kalanlara bakarak boşlukları kısmen doldurabilir.

* Varlığın yokluk ile ispatlanması

13.7.11

Boşluk var / Mind the gap*


Şişli'de bir inşaat alanı uyarısı. Aslında gayet pratik bir uyarı ama o zaman [2009] daha başka anlamlar yüklemişim belli ki ve fotoğrafını çekmişim. Çekerken de kaykılmışım, kaydırmışım.
/
* A warning sign from a construction area in Şişli, Istanbul. Rather practical, but i guess i assigned different meanings to it that time [2009]. Shaken by my thoughts the result was blurry.

4.7.11

Turist


Yine bir gün Sultanahmet'teyim. 2010 sonu. Malum Sultanahmet herkesin, kedinin köpeğin bile kendini rahat rahat turist hissettiği bir yer. En azından ben, ne zaman turist gibi hissetmek istesem oraya giderim, özellikle de Sultanahmet Camii avlusuna. Hiç gitmediğim Ganj nehrine gitmiş kadar olurum. Prag'da gezer gibi olurum. Piramitlerden yeni dönmüş gibi yorulurum.
/
Touristic English version: Sultanahmet, 2010. One can feel as much as like tourist there, including cats and dogs. At least I do. Especially at the courtyard of Sultanahmet [Blue] Mosque. I feel like staring at the Ganges river, or feel like walking along Praha streets. And feel as tired as finished touring Egyptian pyramids.

2.7.11

Sevimsiz Nasreddin / Unattractive Nasreddin*


Yine bir gün Sultanahmet'teyim. Baktım, tilki yüzlü, sevimsiz Nasreddin fıkra pazarlığı yapıyor, bastım deklanşöre, bastım deklanşöre.
/
A day in Sultanahmet, İstanbul. Nasreddin -unexpectedly unattractive and downy- were probably bargaining for a joke. or for jokes, i don't know.

* Nasreddin [Hodja], is a satirical Sufi figure, claimed as one of them by many ethnic groups, among them the Turkish people who believe him to have lived during the Middle Ages (around 13th century), in Aksehir, and later in Konya, under the Seljuq rule. Nasreddin is considered a populist philosopher and wise man of Turkish culture, remembered for his funny stories and anecdotes. (Nasreddin - Wikipedia).

Bayan haklı baylar / She's right

Elif Yılmaz Anonimus
Sevgili arkadaşım Elif Yılmaz çok rastlanan adı ve soyadından ötürü kırgın. Urban'da bir akşamüstü buluştuğumuzda ağzından şu sözcükler dökülüverdi: "analara, babalara bir çift sözüm olacak: çocuğunuza biraz daha afili isimler verin ki, google arama sonuçlarında kafa karıştıran mükerrer sonuçlar alıp üzülmesinler."
/
An evening meeting with my dear friend Elif Yılmaz. Having a common -almost anonymous- name, she suddenly burst: "Parents should consider more about their children's name; a little bit distinct/funky name would do good and when they googled their name, they won't be frustrated by the result."

25.6.11

Av mevsimi / Hunting season*


Kasım 2010, av mevsimi yeni başlamış. Yine Kıbrıs'tayım. Güzelyurt'ta bir marketin önünde avdan dönmüş bu 6 kafayı gördüm. Hepsi yorgun, soldan ikincisi de bıkkın burun.
/
November 2010, hunting season in N. Cyprus, Guzelyurt. At the parking place of the supermarket, i saw this 6 head. All tired, the one at the second left, is "grumpy nose".

* Tipnot'un ilk renkli fotoğrafıdır. / The first colour photograph of Tipnot.

Ben Kıbrıs'tayken...

Lefkoşa'dan özverili bir yaşam öyküsü.
An unselfish life from Lefkoşa: "If I ever live for my own good, I'll be a jerk." 

Kıbrıs'ın ilk kumarhanelerinden Kumarcılar Hanı. 17. yüzyıl sonu, Lefkoşa.
One of the Cyprus' first casinos: Kumarcılar [Gamblers] Khan. Late 17th century, Lefkoşa.


Tokaya bir Kıbrıs markası. / Tokaya, a Cyprus brand.

Yine bir gün Lefkoşa'dayım. Kasım 2010.

16.6.11

Hay bin salyangoz*


Ben diyim bin, siz diyin kimbilir kaç? Hepsi Mustafa'nın "salyangozlu bahçesi"nde. Hiç de ağır değiller; çat duvarda çat kolda, cort ayak altında... 
*How many thousand snails from Mustafa's "snail garden". And they are not slow at all; once on the wall, then on the arm, finally under the feet...
Koşuyolu, İstanbul.

14.6.11

Esnerim biçim biçim*



Mustafa'nın "kedili bahçesi". 
*Streching cats from Mustafa's "cat garden".
Koşuyolu, İstanbul.

10.6.11

Kedilerinki kaç santim?*




Geçtiğimiz Mayıs, kendi ölçülerime göre, kedilere gark oldum diyebilirim. Onlar balığın büyüklüğüne bakmıyor, her boyunu yiyor. Biz onlar için balığın ve kılçığın büyüğünü seçtik. 

* Bir de kampanya var(dı), bilirsiniz: Tıklarsanız benim balığım da büyüyecek.


Sony Cyber-shot çekti / by Sony Cyber-shot

18.5.11

Dolmabahçe yeni* - eski** / New* & old**


*Richard Deacon (1945), Ev modeli / House version, 2005 (önde sağda / front right)
Paslanmaz çelik / Stainless steel
274x276x192 cm

**Sarkis Balyan, Dolmabahçe Saat Kulesi / Dolmabahçe Clock Tower, 1890-1895 
(arkada solda / back left)
Neobarok ve ampir / Neobaroque and empire
Mermer / Marble
8,5x8,5x27 m

Sony Cyber-shot çekti / by Sony Cyber-shot

Gözlerim yandı / My eyes burned*

Giriş / Entrance


Van vilayeti / Van province


Muhtelif / Various

Siyah-beyaz bir kez daha titretti beni. Titredim ama kendime gelemedim. Antoine Agoudjian'ın "Yanan Gözler" sergisi, 5 Haziran'a kadar Tütün Deposu'nda(ydı). (Lüleci Hendek Caddesi No. 12 34425 Tophane - İstanbul)
/
Black&white shook me once more. Antoine Agoudjian's "Burning Eyes: Memories of the Armenians" photo exhibition is (was) in Depot, Tophane - Istanbul.

* Sony Cyber-shot çekti / by Sony Cyber-shot